Bu duvarı ilk kez gördüğümde, içimde bir sızı hissettim. Oysa ne çok anı biriktirmiştim burada… Çocukluğumun kahkahaları, gençliğimin hayalleri, büyümenin sancıları, hepsi bu duvarın çatlaklarına sinmişti. Şimdi o çatlaklar büyüdü, o duvar çöktü ve geçmişim, bildiğim her şey enkaza karıştı.
Antakya benim için sadece bir şehir değildi. O sokaklarda büyüdüm, o evde kim olduğumu öğrendim, en güzel düşlerimi o duvarlara kazıdım. Bisikletime her atladığımda, rüzgarı arkama alıp sokakları zihnime kazıdım. Tozuna, toprağına, havasına, suyuna derler ya hani. Şimdi o düşlerin yerine koca bir boşluk var. Sadece molozlar değil, geçmişe dair bildiğim her şey o büyük sarsıntıyla yerle bir oldu.
‘Kurtuluş Sokak’ artık yok. O sokak bir çıkmaz sokaktı. Şimdi o ‘kurtuluş’ daha bir ‘çıkmaz sokak’ sanki.
Antakya’nın hafızamda bildiğim haliyle kalması için gözümü kapatarak girdim şehre her seferinde. Kaçtım biraz. Gözümü açsam, göreceğim o boşlukla yüzleşmeye henüz hazır değilim sanki. Hafızama kazınan her bir metrekareyi bile unutmamaya çalışıyorum hala.

Yine de, yıkıntılar arasından filizlenen bir gül ile gittim evime, geçmişime, anılarıma veda etmeye.
O duvara son kez dokunurken, evime veda ettim. Mahalleme, çocukluğuma, yazdığım şiirlere, kurduğum hayallere… Ama bir yanım hep orada kalacak, o gül gibi, yıkıntılar arasından boy verecek. Belki eskisi gibi değil, ama sevdiklerimle Antakya sofralarında, o güzel sokaklarda yeniden buluşacağım günler gelecek buna inanıyorum.
Belki bir gün yeniden bir zeytin ağacının altında buluşuruz.
Sözlerimi Füruğ’un “Yeniden Doğuş” şiirinin dizeleri ile bitiyorum.
‘’….Budur benim payıma düşen,
budur benim payıma düşen,
benim payıma düşen,
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
benim payıma düşen,
terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
benim payıma düşen
anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir…
…Ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum.’’
Aylin Ökten
