S.K.

Her şeyi hatırlıyorum diyemem ama çoğu şeyi hatırlıyorum. İnanılmaz zorlu geçen günler, aylar… Şimdi de yıl diyeceğiz artık… 6 Şubat Depremlerinden önce bir özel okulda çalışmaktaydım ve arkadaşımın ofisinde danışanlarımı almaktaydım. 5 Şubat gecesinde sabah paylaşacağım gönderiyi ve işe gidip öğrencilerimle sarılmayı hayal ederek uyudum. Ta ki 04.17’ye kadar. 04.17’de başlangıçta hafif olan depremle uyandım ve ablama bağırarak onu uyandırdım. Annem kendi odasında sadece çığlık atıyordu, koşarak onun yanına gittik ve deprem şiddetlenmeye başlandı. Birden kıyafet dolabı üzerimize düştü. Yatak kıyafet dolabını tuttu ve biz de boşlukta kalmış olduk. Elektrik kesildiği zaman evin bir ışığı yanardı, böylelikle elektrik kesildiğini anlamamıştım, ta ki evden çıkmak için kapıyı açana kadar.. Bizim evimizde büyük hasarlar görmemiştim bütün dolaplar düşmüştü, cam kırıklıkları vardı ancak yıkılan bir duvar yoktu. Bunu düşünerek birkaç gün arabada uyuyup sonra evimize geçeceğiz diye düşünüyordum. Bu düşüncem de apartmanda ikinci kata inene kadardı. Duvar yoktu, komşumuzun evi gözüküyordu. Kendimizi dışarı attık nereye gitmeye çalışsak gidemedik. Yollar kapalıydı, yıkımın büyüklüğünü hava aydınlanana kadar anlamamıştık. Hava aydınlanınca anladık ki çok yıkım var. Yürüyerek butik otelimize gitmeye çalıştık çünkü misafirlerimiz vardı ama hiç bu kadar zor bir yol olmamıştı. Her apartmandan sesler geliyordu ve hiçbir şey yapamıyorduk. Ne gidebildik ne öğrenebildik iyi olup olmadıklarını. Aylar sonra ulaşabildik ne yaptıklarını, nasıl oradan çıktıklarını.. Belli bir süre arabada kaldık herkes gibi. 

Depremin 4. günü hiçbir şey olmadığı için şehirden çıktık. İlk gittiğimiz yer Kapadokya’ydı. İlk gün herkes çok yardımsever yaklaşmıştı ancak ikinci gün sanki dilenciymişiz, kötü bir şey yapmışız gibi bir davranış gördük. Zaten yaşadığımız şeyler çok ağırdı, bir de bunlarla uğraşmak çok daha zordu. Herkes tek tek ‘’Neler oldu’’ deyip ‘’Vah vah’’ diyordu. Bu kişilerin yanında bizi kendi evimizde gibi hissettirenler insanlar da vardı, iyi ki var dediklerimiz… Kapadokya’dan Ankara’ya geçtik. Ancak içimizden en ufak bir şey gelmiyordu. Orada on gün kaldıktan sonra dayanamayıp Hatay’a gönüllü olarak çalışmaya döndüm. İlk kaldığım alanda çadırda uyuduk; çadırın altı hava geçiriyordu, tuvaletlere belirli saatlerde su geliyordu. İnsanların en temel ihtiyaçları yoktu. Bütün bunlara rağmen orada yaşama tutunmaya devam ediyorlardı. Hem depremi yaşayıp hem alanda olmak bazen çok zorlayıcıydı. Kendi yaralarımı başkalarına merhem olarak çözmeye çalıştım. Çocuklar hep ilaç kaynağım oldular, onlar değiştikçe ben de güçlendim. Her anı çok zordu ve hâlâ da çok zor. Hâlâ insanların en temel ihtiyaçları eksik… Yazılacak, konuşulacak çok şey var. O kadar var ki buradaki karakterler yetmez. 

S.K.