

İnsan nasıl direnir başka
"hiç unutma"
Turgut Uyar
6 Şubat, benim için iki ayrı yerden yaşandı.
Birincisi ölümle burun buruna geldiğini düşünen, bedeninin ve zihninin aynı anda donduğunu hisseden biri olarak.
İkincisi ise bir psikolog olarak. Hayatta kaldığımı insanların hayatına dokunurken, iliklerime kadar hissettiğim bir yerden.
İlk gün, asla normale dönemeyeceğimi düşündüm.
Bir daha gülemeyeceğimizi, asla rahatça bir hayat yaşayamayacağımızı sandım. İkinci gün gece arabada otururken bir yazı gördüm Gölcüklü bir hanımefendi şunu yazmıştı “bundan sonra hayatınızın ikinci dönemi başladı ne zaman bir şey anlatacak olsanız depremden önce depremden sonra diye zamanlandıracaksınız.” Bu yazı ile eskisinin acısıyla doğan yeni bir hayatın olduğunu anladım.
Biraz kendimi toparlamam için ısrarlar sonucu Ankara’ya gittim. Şehirden ayrılırken terk ediyormuşum hissi vardı içimde. Ankara’ya varır varmaz gördüğüm manzara, kafeler dolusu insan ve gülebiliyorlar. Her şeyin normalliğine iki günden fazla dayanamadım, geri döndüm acının kalbine.
Yarım yamalak numaralandırılmış bir çadır alanında psikososyal desteğe başladım.
Bir semt pazarının içine kurulmuş, buz gibi havada.
Ellerim soğuktan uyuşurken, insanların gözlerine bakıp onların ihtiyaçlarını anlamaya çalışıyordum. Psikolojik ilk yardım yapıyordum ama aslında hep birlikte tutunuyorduk hayata.
Günler geçti. Farklı çadır alanlarında, farklı hikayeler dinledim. Kurulan gönül bağları, unutulmayan insanlar. Bazı bakışlar vardı ki, hiçbir zaman aklımdan çıkmadı.
Bu süreçte çok insan tanıdım. Özellikle bir Manisa ekibi vardı ki sadece alandaki insanlara değil, bizlere de iyi geldi. Bazen bir meslektaşın varlığı, sadece “yalnız değilsin” demeden de bunu hissettirebiliyormuş.
İlk psikososyal destek çadırını beraber kurduk. Fırtına çıktı uçtu, yağmur yağdı su bastı her seferinde tekrardan kurduk.
Buraya ekleyeceğim kısa video 8 Mart 2023, Kadınlar Gününe ait. Etkinlik olarak Halk Eğitim hocamızdan destek alarak el emeği ürünler yapıyoruz. Videonun arkasındaki ses, kendi aralarında bir konuşma: “Yapacak bir şey yok yeri geliyor üzülüyoruz yeri geliyor gülüyoruz yapacak bir şey yok insanız.” aslında yaşadığımiz tüm sürecin özeti.
O gün ne dağıtsak diye çok düşündük.
Çiçek olmaz dedik.
Kahve yaptık.
Çünkü kahve burada vazgeçilmezdir; günde üç dört kez içilir en az.
Bir teyzeye uzattım kahveyi.
Bardağı aldı, derin bir nefesle kokladı ve şöyle dedi:
“Bu kokuya bir aydır hasret kalmışım.”
O an psikososyal desteğin bazen bir cümle, bazen bir bakış, bazen de sadece tanıdık bir koku olabildiğini anladım.
Ve iyileşme, büyük cümlelerle değil; böyle küçük ama çok gerçek anlarla başlıyor.
6 Şubat bana hem kırılganlığımı hem de dayanıklılığımı öğretti.
Bir insan olarak yıkıldığım yerde, bir ruh sağlığı çalışanı olarak tutunmayı.
Ve hayatta kalmanın bazen sadece nefes almak değil, başkasının nefesine eşlik etmek olduğunu.
Ece Dalyaman
